Menu

Arapça Dersleri Sıfat Tamlaması

     

    Arapça Dersleri Sıfat Tamlaması 

     

    SIFAT TAMLAMASI

    Birşeyin nasıl olduğunu gösteren kelime sıfattır. Küçük, büyük, güzel gibi.

    Arapça’da bir ismi ya da varlığı sıfatlamak için önce o sıfatlanacak isim ya da varlık yazılır. Sonra yanına sıfat konur. Sıfatlanan yani vasfedilen, anlatılan kelimeye mevsûf denir. Zamirlerden ve özel isimlerden başka bütün isimler sıfat olabilir. Örnekler:

    قَلَمٌ كَبِيرٌ

    büyük kalem

    اَلْوَلَدُ الْكَبِيرُ

    büyük çocuk

    Bu terkibe sıfat tamlaması denir.

    * Mevsûf önce sıfat sonra gelir. Sıfat asla mevsûfun önüne geçemez.

    جَمِيلٌ

    رَجُلٌ

    güzel adam

    جَمِيلةٌ

    بِنْتٌ

    güzel kız.

    sıfat

    (na't)

    mevsûf

    (men'ût)

     

             sıfat

             (na't)

    mevsûf

    (men'ût)

     

    müzekker

    müzekker

     

    müennes

    müennes

     

             

    F        Arapça’da sıfat ve mevsûfa na't ve men'ût da denir.

    مُؤْمِنًا.

    رَجُلاً

    شَاهَدْتُ

    Mü’min bir adam gördüm.

    sıfat

    mevsûf (meful)

    fiil + fâil

     

    * Sıfatlar her hususta daima mevsûfuna tâbidir. Yani şu dört hususta sıfat mevsûfuna uyar:

    1- Marifelik- Nekrelık

    Mevsûf harfi tarifliyse sıfat da harf-i tarifli, mevsûf harf-i tarifsizse sıfat da harf-i tarifsiz yani nekre gelir:

    أَحْضَرْتُ الْكُرَةَ الْجَديِدَةَ.

    Yeni topu getirdim.

    يَلْعَبُ التِّلْميِذُ الْجَديِدُ كُرَةَ الْقَدَمِ.

    Yeni öğrenci futbol oynuyor.

    هَذِهِ نَظاَّرَةٌ جَميِلَةٌ.

    Bu güzel bir gözlüktür.

    أَنْتَ رَسَمْتَ صوُرَةً جَميِلَةً.

    Sen iyi resim çizdin.

    أَناَ قَرَأْتُ قِصَّةً عَرَبِيَّةً.

    Ben Arapça bir hikaye okudum.

    2- Müzekkerlik- Müenneslik

    Mevsûf müennes ise sıfat da müennes, mevsûf müzekker ise sıfat da müzekkerdir.

    هَذاَ مَسْجِدٌ جَميِلٌ.

    Bu güzel bir mesciddir.

    عاَئِشَةُ طاَلِبَةٌ فيِ الْمَدْرَسَةِ الْمُتَوَسِّطَةِ.

    Aişe orta okulda öğrencidir.

    مُحَمَّدٌ طاَلِبٌ فيِ الْمَدْرَسَةِ الثاَّنَوِيَّةِ.

    Muhammed lisede öğrencidir.

    أَخيِ الْكَبيِرُ مُدَرِّسٌ فيِ الْمَدْرَسَةِ الْإِبْتِداَئِيَّةِ.

    Abim (büyük kardeşim) ilk okulda öğretmendir.

    تَسْكُنُ عاَئِلَةُ أَحْمَدَ فيِ بيْتٍ كَبيِرٍ ، وَهِيَ عاَئِلَةٌ نَشيِطَةٌ.

    Ahmed’in ailesi büyük bir evde oturuyor ve o çalışkan bir ailedir.

      

    3- İ’rab (Hareke)

    Mevsûf’un harekesi ne ise sıfatın da harekesi odur.

    ذَهَبَتْ تِلْميِذَةٌ صَغيِرَةٌ إِلَى مَكْتَبَةٍ كَبيِرَةٍ.

    Küçük bir öğrenci büyük bir kütüphaneye gitti.

    هُوَ يَمْلِكُ مَكْتَبَةً كَبيِرَةً فيِ الْبَيْتِ.

    O evde büyük bir kütüphaneye sahiptir.

    تَسْكُنُ جَدَّةُ خاَلِدٍ فيِ بيْتٍ جَديِدٍ.

    Hâlit’in ninesi yeni bir evde oturuyor.

    يَسْكُنُ جَدُّ خاَلِدٍ فيِ بيْتٍ صَغيِرٍ.

    Hâlit’in dedesi küçük bir evde oturuyor.

    شَرِبَ مُحَمَّدٌ عَصيِراً باَرِداً.

    Muhammed soğuk bir meyve suyu içti.

    4- Sayı

    Mevsûf müfred ise sıfat da müfred, mevsûf tesniye ise sıfat da tesniye, mevsûf cemi ise sıfat da cemi (çoğul) olur.

    اِمْرَأَةٌ  مُؤْمِنَةٌ.

    mümin kadın

    رَجُلٌ   مُؤْمِنٌ.

    mümin adam

     

    اِمْرَأَتاَنِ مُؤْمِنَتاَنِ.

    iki mü’min kadın.

    رَجُلاَنِ  مُؤْمِنَانِ.

    iki mü’min adam.

     

    نِساَءٌ مُؤْمِناَتٌ.

    mü’min kadınlar

    رِجَالٌ  مُؤْمِنوُنَ.

    mü’min adamlar

    عَبْدٌ مُخْلِصٌ ج عِباَدٌ مُخْلِصُونَ.

    ihlaslı kul (cemisi:) İhlaslı kullar

     

    أَناَ تِلْميِذٌ جَديِدٌ . اِسْميِ خاَلِدٌ.

    Ben yeni öğrenciyim. Adım Hâlit’tir.

     

    تَنْظُرُ مِنْهُ عَيْناَنِ بَراَّقَتاَنِ.

    Ondan iki parlak göz bakıyor.

     

    حَضَرَ التَّلاَمِيذُ الناَّجِحُونَ.

    Başarılı öğrenciler geldi.

     

    أَخَذْتُ مِنَ الْمَكْتَبَةِ كِتاَبَيْنِ جَدِيدَيْنِ.

    Kütüphaneden iki yeni kitap aldım.

     

    اَلْمُؤْمِنُونَ كَنَفْسٍ واَحِدَةٍ.

    Mü’minler tek bir nefis gibidir.

     

    نَجَحَتِ التِّلْمِيذاَتُ الْمُجْتَهِداَتُ فِي الْاِمْتِحاَنِ.

     

    Çalışkan öğrenciler imtihanda başarılı oldu.

     

            

    *Zamir almış isim marife olduğundan sıfatlanırken, sıfat da marife olur:

    بَيْتُكَ الْكَبِيرُ فِي الْمَدِينَةِ.

    Büyük evin şehirdedir.

    بَيْتُكُمُ الْكَبِيرُ فِي الْحَيِّ.

    Büyük eviniz mahallededir.

     

    Not: İnsanlara ait kırık bir çoğul (cemi teksir) genel olarak eğer mevcut ise kırık bir sıfat alır, aksi halde kurallı bir sıfat alır:

    شُيُوخٌ كِباَرٌ   (büyük yaşlılar)                    شُيُوخٌ مُخْلِصُونَ  (ihlaslı yaşlılar)

    *Müennes şahıslara ait çoğullar kurallı dişil çoğullar alır:

    بَناَتٌ كَبِيراَتٌ  (büyük kızlar)                       نِساَءٌ مُخْلِصاَتٌ (ihlaslı kadınlar)

    *Kur’ân Arapça’sında bütün kurallı dişil çoğullar (cemi müennes sâlim) ve hatta cansız eşyalar tam uyuşma düzeninde sıfat alabilmektedir:

    آياَتٌ بَيِّناَتٌ   (açık işaretler)         جَناَّتٌ مَعْرُوشاَتٌ  (asma bahçeler)

    Fakat günümüz Arapça’sında Kur’ân Arapça’sından farklı olarak, insanların dışındaki (eşyalara ait) çoğullar, daha ziyade eksik uyuşma gösterir. İnsanlar dışındaki şeylere ait olan çoğullar eksik uyuşmalı sıfat alır, yani sıfat müfred münnestir[1]:

    مُدُنٌ كَبِيرَةٌ   (büyük şehirler)              بُيُوتٌ صَغِيرَةٌ  (küçük evler)

    Cümle örnekleri:

     

    هَذَا أَمْرُ رَسُولِ اللَّهِ.

    Bu Allah Resûlü’nün emridir.

     

     

    مُحَمَّدٌ يَشْتَرِي قَلَماً جَديِداً كُلَّ شَهْرٍ.

    Muhammed her ay yeni bir kalem satın alır.

     

     

    خاَلِدٌ يَشْتَريِ ساَعَةً جَديِدَةً كُلَّ سَنَةٍ.

    Hâlit her sene yeni bir saat satın alır.

     

     

    واَلِدِي يَشْتَريِ كِتاَباً جَميِلاً كُلَّ أُسْبوُعٍ.

    Babam her hafta güzel bir kitap satın alır.

     

     

    ماَذاَ تَدْرُسُ ؟ أَدْرُسُ اللُّغَةَ الْعَرَبِيَّةَ.

    Ne okuyorsun? Arap dili okuyorum.

     

     

    هَلْ تَفْهَمُ اللُّغَةَ الْعَرَبِيَّةَ ؟

    Arap dilini anlıyor musun?

     

     

    هُوَ يَدْرُسُ فيِ الْمَدْرَسَةِ الثاَّنَوِيَّةِ.

    O lisede okuyor.

     

     

    يَسْكُنُ جَدُّ خاَلِدٍ فيِ بيْتٍ جَميِلٍ.

    Hâlit’in dedesi güzel bir evde oturuyor.

     

     

    زَيْنَبُ وَ عاَئِشَةُ طاَلِبَتاَنِ نَشِيطَتاَنِ.

    Zeynep ve Aişe iki çalışkan talebedirler.

     

     

    كَلَّمْتُ طاَلِباً مُجْتَهِداً شَجِيعاً.

    Çalışkan ve cesur bir öğrenci(yle) konuştum[2].

     

     

    سَأُقَدِّمُ لَهُمْ صوُرَةً قَيِّمَةً.

    Onlara değerli bir resim takdim edeceğim.

     

     

    هَلْ ذَهَبْتَ إِلَى شاَطِئِ الْبَحْرِ؟

    Deniz kıyısına gittin mi? (isim taml.)

     

     

    لِماَذاَ يَذْهَبُ الناَّسُ إِلَى شاَطِئِ الْبَحْرِ؟

    İnsanlar niçin deniz kıyısına gider?

     

     

     

     

     

    اَلْبَيْتُ الْحَراَمُ قِبْلَةُ الْمُسْلِمِينَ.

    Beytü’l-Haram (Kâbe) müslümanların kıblesidir.

     

    قَضَيْناَ هُناَكَ ساَعَةً جَميِلَةً.

    Orada güzel bir saat geçirdik.

     

     

    الرَّجُلُ يَحْمِلُ حَقِيبَةً كَبِيرَةً فَوْقَ رَأْسِهِ.

    Adam başının üzerinde büyük bir çanta taşıyor.

     

     

    سَلَّمْتُ عَلَى سَيِّداَتٍ فاَضِلاَتٍ.

    Değerli bayanlara selâm verdim.

     

     

    سَأُقَدِّمُ لَهُ نَظاَّرَةً قَيِّمَةً.

    Ona değerli bir gözlük takdim edeceğim.

     

     

    هَذِهِ الْكاَتِبَةُ مَشْهُورَةٌ بِكِتاَبَتِهاَ الْعِلْمِيَّةِ.

    Bu yazar (müe.) ilmî yazısıyla meşhurdur.

     

     

    لَبِسَ عُمَرُ مَلاَبِسَهُ الْجَديِدَةَ بِسُرْعَةٍ.

    Ömer yeni elbiselerini çabucak giydi[3].

     

     

    كَتَبْتُ الْواَجِبَ الْمَطْلوُبَ.

    İstenen ödevi yazdım.

     

     

    هِي تَدْرُسُ فيِ الْمَدْرَسَةِ الْمُتَوَسِّطَةِ.

    O ortaokulda okuyor.

     

     

    زَيْنَبُ تَدْرُسُ فيِ الْمَدْرَسَةِ الْإِبْتِداَئِيَّةِ.

    Zeynep ilkokulda okuyor.

     

     

    شاَهَدَ الطاَّلِبُ حَديِقَةً جَميِلَةً.

    Öğrenci güzel bir bahçe gördü.

     

     

    شاَهَدَ الطُّلاَّبُ مُباَراَةً جَمِيلَةً.

    Öğrenciler güzel bir maç seyretti.

     

     

    جَلَسَ التَّلاَمِيذُ عَلَى الْأَرْضِ تَحْتَ شَجَرَةٍ كَبِيرَةٍ.

    Öğrenciler yerde büyük bir ağacın altına oturdular.

     

     

    شاَهَدْتُ مِنْ ناَفِذَةِ السَّياَّرَةِ رَجُلاً عَجُوزاً.

    Arabanın penceresinden yaşlı bir adam gördüm.

     

     

    وَصَلَ الْمُدَرِّساَنِ الْجَدِيداَنِ بِالْحاَفِلَةِ الْجَدِيدَةِ.

    İki yeni öğretmen yeni otobüsle geldiler.

     

     

    هَذِهِ رُسوُماَتٌ جَميِلَةٌ. أَنْتِ رَساَّمَةٌ جَيِّدَةٌ ياَ مَرْيَمُ.

    Bunlar güzel resimlerdir. Sen iyi bir ressamsın Ey Meryem!

     

     

    قَرَأَ الْأُسْتاَذُ الصَّحيِفَةَ وَ قاَلَ : هَذِهِ صَحيِفَةٌ جَميِلَةٌ.

    Hoca gazeteyi okudu ve “Bu güzel bir gazetedir” dedi.

     

     

    أَيْنَ تَسْكُنُ ؟ أَسْكُنُ فيِ شاَرِعِ الْمَطاَرِ.

    Nerede oturuyorsun? Hava alanı caddesinde oturuyorum.

     

     

    ماَذاَ يَعْمَلُ عُمَرُ ؟ هُوَ يَقْرَأُ فيِ كِتاَبِ اللُّغَةِ الْعَرَبِيَّةِ.

    Ömer ne yapıyor? Arapça dili kitabı(ndan) okuyor.

     

            

      

    DOLAYLI SIFAT: Şimdiye kadar gördüğümüz ve sıfatladığı isme her bakımdan uyan böyle sıfata hakiki sıfat denir (en-Na’tü’l-Hakîkî). Bir de dolaylı sıfat (en-Na’tü’s-Sebebî) vardır ki harekesi kendinden önceki isme uyar ancak kendisi hakiki sıfatın tersine o ismi değil kendisinden sonra gelen ismi vasıflar. Sebebî sıfat daima müfred olur ve mevsûfuna marifelik-nekrelik ve irab (hareke) bakımından uyar. Kendisinden sonraki kelimeye de müzekkerlik ve müenneslik bakımından uyar:

    ساَفَرَ الْوَلَدُ الذَّكِيُّ صَدِيقُهُ.

    Arkadaşı zeki çocuk yola çıktı.

    اِشْتَرَيْتُ صُورَةً جَمِيلَةً إطاَرُهاَ[4].

    Çerçevesi güzel bir resim satın aldım.

    Bu iki cümledeالذَّكِيُّ   ve جَمِيلَةً  kelimeleri dolaylı sıfattır. Çünkü kendinden önceki ismi değil kendinden sonraki ismi sıfatlamaktadırlar. Benzer örnekler:

    هَذاَ رَجُلٌ عاَلِمٌ عَمُّهُ (=هَذاَ رَجُلٌ عَمُّهُ عاَلِمٌ) .

    Bu amcası alim adamdır.

    جاَءَ الرَّجُلُ العاَلِمُ عَمُّهُ.

    Amcası alim adam geldi.

    رَأَيْتُ الرَّجُلَ الْعاَلِمَ عَمُّهُ.

    Amcası alim adamı gördüm.

    رَأَيْتُ الطاَّلِبَةَ الْعاَلِمَ عَمُّهاَ.

    Amcası alim talebe (müe.) gördüm.

    رَأَيْتُ الطاَّلِبَتَيْنِ الْعاَلِمَ عَمُّهُماَ.

    Amcaları alim iki talebe gördüm.

    رَأَيْتُ رَجُلاً كَرِيمَةً خاَلَتُهُ.

    Teyzesi cömert bir adam gördüm.

    هاَتاَنِ صُورَتاَنِ جَمِيلٌ لَوْنُهُماَ.

    Bu ikisi rengi güzel iki resimdir.

    هَؤُلاَءِ بَناَتٌ عاَقِلَةٌ أُمُّهاَتُهُنَّ.

    Bunlar anneleri akıllı kızlardır.

    تَكَلَّمْتُ مَعَ رِجاَلٍ كَثِيرٍ عِلْمُهُمْ.

    İlimleri çok (olan) adamlarla konuştum.

       

    Sebebî sıfattan sonraki isim zamirli veya zamirsiz gelebilir. Sebebi sıfattan sonraki isim izafetle mecrûr (isim tamlaması) olduğu takdirde (zamir yerine isim geldiği takdirde) sebebî sıfat tıpkı hakiki sıfat gibi kendisinden önceki mevsûfa her bakımdan uyar:

    رَأَيْتُ رَجُلاً مُهَذَّبَ الْوَلَدِ.

    Oğlu terbiyeli bir adam gördüm

    Burada  مُهَذَّبَ   kelimesi sebebî sıfat olup رَجُلاً  kelimesini değil, kendinden sonraki الْوَلَدِ kelimesini vasıflamaktadır. Diğer örnekler:

    رَأَيْتُ رَجُلاً حَسَنَ[5] الْخُلُقِ.

    Ahlakı iyi adamı gördüm.

    رَأَيْتُ رَجُلَيْنِ حَسَنَيِ الْخُلُقِ.

    Ahlakları iyi iki adamı gördüm.

     

     

    رَأَيْتُ رِجاَلاً حِساَنَ الْخُلُقِ.

    Ahlakları iyi adamları gördüm.

    رَأَيْتُ امْرَأَةً حَسَنَةَ الْخُلُقِ.

    Ahlakı iyi kadını gördüm.

    رَأَيْتُ نِساَءً حَسَناَتِ الْخُلُقِ.

    Ahlakları iyi kadınlar gördüm.

    Bu misallerde görüldüğü gibi sebebî sıfattan sonraki isim izafetle mecrûr ve sebebî sıfat olan حَسَنَ  kelimesi mevsûfa hakiki sıfat gibi her bakımdan uymuştur.

    Aşağıdaki örnekler konunun önemine binaen fazla verilmiştir. Dikkatle incelendiği ve örnekler yazılarak çalışıldığı takdirde zihne yerleşecektir. Çalıştıktan sonra Arapça’sına bakılarak Türkçe’si, Türkçe’sine bakılarak Arapça’sı yazılmaya çalışılması tavsiye edilir. Akılda kalmasının tek yolu tekrardır:

    Genel Cümle Örnekleri:

    1- حَضَرَتِ التِّلْميِذَةُ النَّشيِطَةُ - وَصَلَ الْمُدَرِّسُ الْجَديِدُ - شاَهَدْتُ الْفَتاَةَ النَّشيِطَةَ - ذَهَبْتُ إِلَى الْحَديِقَةِ الْجَميِلَةِ - أَكَلْتُ طَعاَماً لَذيِذاً - سَكَنَ أَخيِ فيِ بَيْتٍ واَسِعٍ.

    2- بَيْتُهُمُ الْكَبِيرُ فِي الْمَدِينَةِ - بَيْتُكُمُ الْكَبِيرُ فِي الْحَيِّ - هُوَ رَجُلٌ مُخْلِصٌ - هُماَ رَجُلاَنِ مُخْلِصاَنِ - هُماَ امْرَأَتاَنِ مُخْلِصَتاَنِ –  هُمْ مُؤْمِنُونَ مُخْلِصُونَ.

    3- فيِ كَمْ ساَعَةٍ تَذْهَبُ إِلَى الْمَدْرَسَةِ ؟ أَذْهَبُ إِلَى الْمَدْرَسَةِ فيِ ساَعَةٍ واَحِدَةٍ – شاَهَدَ عَبْدُ اللَّهِ حَرِيقاً كَبِيراً - اِشْتَرىَ ليِ أَخيِ قَميِصاً جَميِلاً.

    4- ذَهَبَتْ تِلْميِذَةٌ صَغيِرَةٌ إِلَى مَكْتَبَةٍ كَبيِرَةٍ وَ أَخَذَتْ كِتاَباً جَميِلاً وَ قَرَأَتْ قَلِيلاً ثُمَّ رَكِبَتْ فيِ سَياَّرَةٍ سَريِعَةٍ وَ رَجَعَتْ إِلَى الْبَيْتِ. هِيَ تَسْكُنُ فيِ بَيْتٍ جَميِلٍ فيِ حَيِّ الْمَطاَرِ ، فيِ شاَرِعِ الْقُدْ سِ.

    5- خاَلِدٌ يَفْهَمُ الْقُرْآنَ الْكَريِمَ وَ أَحاَديِثَ الرَّسوُلِ جَيِّداً وَ يَقْرَأُ الْكُتُبَ الْعَرَبِيَّةَ وَ هُوَ يَكْتُبُ الرَّساَئِلَ إِلَى أَصْدِقاَئِهِ بِاللُّغَةِ الْعَرَبِيَّةِ أَيْضاً . اَللُّغَةُ الْعَرَبِيَّةُ الْآنَ لُغَةٌ مُهِمَّةٌ في الْعاَلَمِ ، وَهِيَ لُغَةُ الْقُرآنِ الْكَريِمِ والْإِسْلاَمِ .

    6- أَ لاَ يُكَلِّفُ[6] بَعْضُ الْمُدَرِّسِينَ التَّلاَمِيذَ الصِّغاَرَ بِواَجِباَتٍ كَثِيرَةٍ ؟ بَلَى ،  يُكَلِّفُ بَعْضُ الْمُدَرِّسِينَ التَّلاَمِيذَ الصِّغاَرَ بِواَجِباَتٍ كَثِيرَةٍ .

    7- ذَلِكَ كِتاَبٌ كَبِيرٌ لِعَبْدَيْنِ مِنْ عِباَدِ اللَّهِ - نَهَضَ الْعاَلَمُ الْإِسْلاَمِيُّ فِي الْعَصْرِ الْحَدِيثِ إِلَى السِّلْمِ لاَ إِلَى الْحَرْبِ.

    8- عُثْماَنُ طاَلِبٌ مُجْتَهِدٌ فِي دُرُوسِهِ - هَذاَ كَلاَمٌ قَيِّمٌ- تَرَكَ الْإِماَمُ الشاَّفِعِيُّ مَذْهَباً ضَخْماً- قَرَأْتُ قِصَّةً تاَرِيخِيَّةً عَنْ خاَلِدِ بْنِ الْوَلِيدِ. تَناَوَلْتُ أَمْسِ فاَكِهَةً لَذِيذَةً .

    9- سَأَذْهَبُ غَداً إِلَى الْمُتْحَفِ الْوَطَنِيِّ - أَخِي الصَّغِيرُ تِلْمِيذٌ فِي الْمَدْرَسَةِ الْاِبْتِداَئِيَّةِ - هَذاَ كاَتِبٌ مَشْهُورٌ- حَفِظَتِ الطاَّلِباَتُ السُّورَةَ الْمَطْلُوبَةَ .

    10- اَلْمُسْلِمُ الْقَوِيُّ يُساَعِدُ الْمُسْلِمَ الضَّعِيفَ - هَذِهِ الْمَسْرَحِيَّةُ لِكاَتِبَةٍ مَشْهُورَةٍ - اَلْحَدِيقَةُ الْجَدِيدَةُ وَسَطَ الْمَدِينَةِ - لِمَنْ هَذِهِ السَّياَّرَةُ الْجَدِيدَةُ ؟

    11- هَذاَ طاَلِبٌ ذَكِيٌّ- هَذِهِ سَياَّرَةٌ قَدِيمَةٌ – يَسْكُنُ أَخِي فِي بَيْتٍ واَسِعٍ – أَكَلْتُ طَعاَماً لَذِيذاً- ذَهَبْتُ إِلَى الْحَدِيقَةِ الْجَمِيلَةِ -  هَذِهِ الدَّراَّجَةُ الصَّغِيرَةُ لِأُخْتِي.

    12- هَذِهِ دَراَّجَةٌ جَميِلَةٌ ، هَلْ هِيَ دَراَّجَتُكَ ؟ لاَ ، هَذِهِ دَراَّجَةُ واَلِديِ ، هُوَ الْيَوْمَ فيِ عُطْلَةٍ . أَيْنَ يَعْمَلُ واَلِدُكَ ؟ واَلِديِ عاَمِلٌ فيِ مَصْنَعِ الدَّراَّجاَتِ . واَلِديِ عاَمِلٌ فيِ مَصْنَعِ السَّياَّراَتِ.

    13- كَتَبَ لَهُ صَديِقُهُ : " اَلْكُوَيْتُ بَلَدٌ صَغيِرٌ وَجَميِلٌ  وَ الدِّراَسَةُ فيِ الْجاَمِعَةِ جَيِّدَةٌ . تَسْكُنُ عاَئِلَتِي هُناَ فيِ بَيْتٍ كَبيِرٍ.

    14- اَلْمَدْرَسَتاَنِ الثاَّنَوِيَّتاَنِ كَبِيرَتاَنِ - اَلْحُجاَّجُ واَقِفُونَ فَوْقَ جَبَلِ عَرَفاَتٍ- عَبْدُ اللَّهِ لاَ يأْخُذُ مَبْلَغاً كاَفِياً لِمَصْرُوفِ الْجَيْبِ.

    15- أَخِي اشْتَرَى دَراَّجَةً جَدِيدَةً لِوَلَدِهِ الصَّغِيرِ- هُمْ يَدْرُسوُنَ اللُّغَةَ الْعَرَبِيَّةَ- قَفَزَ اللَّاعِبُ فَوْقَ الْجَبَلِ- ساَفَرَ أَحْمَدُ بَعْدَ أَداَءِ الْعُمْرَةِ إِلىَ الطاَّئِفِ - يُساَفِرُ أَبُو بَكْرٍ إِلَى غاَناَ بَعْدَ غَدٍ.

    16- كَيْفَ وَجَدْتَ هَذاَ الْكِتاَبَ الْمَشْهُورَ- ماَ الْمِقْداَرُ الْمُناَسِبُ لِمَصْرُوفِ الْجَيْبِ لِلْأَوْلاَدِ وَ الْبَناَتِ ؟ ماَ رَأْيُكَ ؟ مُحَمَّدٌ مُدَرِّسٌ جَديِدٌ وَ يَحْضُرُ إِلَى الْمَدْرَسَةِ مُبَكِّراً .

    17- هَلْ يَلْبَسُ الرِّجاَلُ الْمُسْلِمُونَ الْمَلاَبِسَ الْحَرِيرِيَّةَ ؟ لاَ، لاَ يَلْبَسُ الرِّجاَلُ الْمُسْلِمُونَ الْمَلاَبِسَ الْحَرِيرِيَّةَ- هَذاَ الْمِيناَءُ الْكَبِيرُ مُزْدَحِمٌ بِالسُّفُنِ داَئِماً.

    18- ماَذاَ تَدْرُسُ فيِ الْمَدْرَسَةِ ؟ أَدْرُسُ فيِ الْمَدْرَسَةِ الدِّينَ الْإِسْلاَمِيَّ وَ الْعُلوُمَ وَ الرِّياَضِياَّتِ وَ التاَّريِخَ وَ الْجُغْراَفْياَ- خاَلِدٌ طاَلِبٌ فيِ الْمَدْرَسَةِ الثاَّنَوِيَّةِ.

    19- صَديِقيِ الْعَزيِزِ . اَلسَّلاَمُ عَلَيْكُمْ وَ رَحْمَةُ اللَّهِ . رِساَلَتُكَ الْأَخيِرَةُ تَأَخَّرَتْ كَثيِراً - وَصَلَتْ أُخْتُكَ الصَّغيِرَةُ مُتَأَخِّرَةً - ساَفَرَ أَمْسِ عَدَدٌ قَليِلٌ مِنَ التَّلاَميِذِ إِلَى الْعاَصِمَةِ.

     

    Tercüme:

    1- Çalışkan öğrenci geldi. Yeni öğretmen geldi. Çalışkan genç kızı gördüm. Güzel bahçeye gittim. Lezzetli bir yemek yedim. Kardeşim geniş bir evde iskan etti (oturdu).

    2- Onların büyük evi şehirdedir. Sizin büyük eviniz mahallededir. O ihlaslı bir adamdır. O ikisi ihlaslı adamlardır. O ikisi ihlaslı kadınlardır. Onlar ihlaslı mü’minlerdir.

    3- Kaç saatte okula gidiyorsun? Bir saatte okula gidiyorum. Abdullah büyük bir yangın gördü. Kardeşim bana güzel bir gömlek satın aldı.

    4- Küçük bir kız öğrenci büyük bir kütüphaneye gitti ve güzel bir kitap aldı, biraz okudu sonra hızlı bir arabaya bindi ve eve döndü. O Kudüs caddesinde, hava alanı mahallesinde güzel bir evde oturuyor.

    5- Hâlit Kur’ân-ı Kerim’i ve Peygamber’in hadislerini iyi anlıyor, Arapça kitaplar okuyor ve o arkadaşlarına Arap diliyle mektuplar da yazıyor. Arap dili şimdi dünyada mühim bir dildir ve o Kur’ân-ı Kerîm’in ve İslâm’ın dilidir.

    6- Bazı öğretmenler küçük öğrencileri çok ödevle sorumlu tutmuyor mu? Evet, bazı öğretmenler küçük öğrencileri çok ödevle sorumlu tutuyor.

    7- O Allah’ın kullarından iki kula ait büyük bir kitaptır. İslâm Dünyası modern (yeni) asırda harbe değil barışa kalkındı.

    8- Osman derslerinde çalışkan bir öğrencidir. Bu değerli bir sözdür. İmam Şafiî büyük bir mezhep bıraktı. Hâlit b. Velîd hakkında tarîhî bir hikaye okudum. Dün lezzetli bir elma yedim.

    9- Yarın milli müzeye gideceğim. Kardeşim (küçük erkek kardeşim) ilk okulda öğrencidir. Bu meşhur bir yazardır. Kız öğrenciler istenen sureyi ezberlediler.

    10- Kuvvetli müslüman zayıf müslümana yardım eder. Bu tiyatro meşhur bir bayan yazarındır. Yeni bahçe şehrin ortasındadır. Bu yeni araba kimindir?

    11- Bu zeki bir öğrencidir. Bu eski bir arabadır. Kardeşim geniş bir evde oturuyor. Lezzetli bir yemek yedim. Güzel bahçeye gittim. Bu küçük bisiklet kızkardeşimindir.

    12- Bu güzel bir bisiklettir. Bu senin bisikletin midir? Hayır, bu babamın bisikletidir. O bugün tatildedir. Baban nerede çalışıyor? Babam bisiklet fabrikasında işçidir. Benim babam araba fabrikasında işçidir.

    13- Arkadaşı ona (şöyle) yazdı: Küveyt küçük ve güzel bir memlekettir ve üniversitedeki eğitim iyidir. Ailem burada büyük bir evde oturuyor.

    14- İki lise büyüktür. Hacılar Arafat dağının tepesinde vakfededirler. Abdullah cep harçlığı için kafi bir miktar almıyor.

    15- Kardeşim küçük çocuğu için yeni bir bisiklet satın aldı. Onlar Arap dili tahsil ediyorlar. Oyuncu dağın tepesine atladı. Ahmet umrenin edasından sonra Taif’e yolculuk yaptı. Ebûbekir yarından sonra Gana’ya gidiyor (yolculuk yapıyor).

    16- Bu meşhur kitabı nasıl buldun? Erkek çocuklar ve kızların cep harçlığı için münasip miktar nedir? Senin görüşün nedir? Muhammet yeni öğretmendir ve erkenden okula geliyor.

    17- Müslüman erkekler ipek elbiseleri giyer mi? Hayır, müslüman erkekler ipek elbiseleri giymezler. Bu büyük liman daima gemilerle doludur.

     18- Okulda ne okuyorsun (tahsil ediyorsun)? Okulda İslâm dini, (diğer) ilimler, matematik, tarih ve coğrafya okuyorum. Hâlit lisede öğrencidir.

    19- Değerli arkadaşım! Allah’ın rahmeti ve selâmı üzerinize (olsun). Son mektubun çok gecikti. Kızkardeşin geç geldi. Öğrencilerden az bir sayı (az sayıda öğrenci) dün başkente yolculuk yaptı.

     

    ZİNCİRLEME TAMLAMALAR

    Tamlamalar iki kelimeden oluştuğu gibi ikiden fazla kelimeden de oluşabilir. Ayrıca cümlenin bir kısmı sıfat tamlaması olup muzâfa bağlanabilir. Bu cümlelerde muzâfın da marife olduğu hatırlanmalıdır. Zincirleme isim ve sıfat tamlamaları için aşağıdaki örnekleri dikkatle inceleyiniz:

    بَيْتُ الرَّئِيسِ الْكَبِيرُ.

    başkanın büyük evi

    بَيْتُ الرَّئِيسِ الْكَبِيرِ.

    büyük başkanın evi

    بَيْتُ رَئِيسٍ كَبِيرٍ.

    büyük bir başkanın evi

    مَدِينَةُ الرَّئِيسِ الْكَبِيرَةُ.

    başkanın büyük şehri

    فِي بَيْتِ الرَّئِيسِ الْكَبِيرِ.

    büyük başkanın evinde (veya başkanın büyük evinde)

    Cümlenin anlamı ve siyak sibaktaki (konunun gidişatındaki) genel mana sıfatın hangi ismi nitelediğini belirler. Böyle durumlarda en uygunu sıfat ile sıfatlananı (mevsûfu) bir arada yazıp diğer kelimeyi (لِ ) li harf-i ceri ile ayırmaktır:

    فيِ الْبَيْتِ الْكَبِيرِ لِلرَّئِيسِ.

    başkanın büyük evinde

    فِي الْبَيْتِ لِلرَّئِيسِ الْكَبِيرِ.

    büyük başkanın evinde

    Genel Cümle Örnekleri:

    أَعْياَدُ كُلِّ أُمَّةٍ مُرْتَبِطَةٌ بِدِينِهاَ.

    Her ümmetin bayramları diniyle bağlantılıdır (ilgilidir) .

    حَفِظَ الطاَّلِبُ كِتاَبَ اللَّهِ الْكَرِيمِ.

    Öğrenci Yüce Allah’ın kitabını ezberledi.

    أَيْنَ دَرَسْتَ مَرْحَلَةَ الْاِبْتِداَئِيَّةِ ؟

    İlk (okul) merhalesini nerede okudun?

    هَلْ دَرَسْتَ قَبْلَ الْمَرْحَلَةِ الْاِبْتِداَئِيَّةِ ؟

    İlk (okul) safhasından öncesini okudun mu?

    اِسْمُ التِّلْميِذِ الْجَديِدِ أَحْمَدُ.

    Yeni öğrencinin ismi Ahmet’tir.

    أَيْنَ قَضَى واَلِدُكَ عُطْلَةَ نِهاَيَةِ الْأُسْبُوعِ ؟

    Baban hafta sonunun tatilini nerede geçirdi?

    هَذاَ مُدَرِّسُ اللُّغَةِ الْعَرَبِيَّةِ الْجَديِدُ.

    Bu Arapça (dili)nin yeni öğretmenidir (müz.) .

    هَذِهِ  مُدَرِّسَةُ اللُّغَةِ الْعَرَبِيَّةِ الْجَديِدَةُ.

    Bu Arapça dili (dersi)nin yeni  öğretmenidir (müe.) .

     

    يَسْتَلِمُ الْمُوَظَّفُ راَتِبَهُ فِي أَوَّلِ كُلِّ شَهْرٍ.

    Memur maaşını her ayın başında alır.

    دَخَلَ رَسُولُ اللَّهِ مَسْجِدَ الْمَدِينَةِ الْكَبِيرَ.

    Allah’ın Rasûlü şehrin büyük mescidine girdi.

    لَقَدْ مَنَحَناَ اللَّهُ الْفُرْصَةَ لِدِراَسَةِ لُغَةِ الْقُرْآنِ.

    Allah bize Kur’ân dilinin eğitimi için fırsat bağışlamıştır.

    ساَعَدْتُ أُمِّي فيِ إِعْداَدِ وَلِيمَةٍ كَبِيرَةٍ.

    Büyük (davet) yemeğinin hazırlanmasında anneme yardım ettim.

    ساَعَدْتُ مُدَرِّسِي فيِ تَنْظيِمِ مَعْرِضٍ عَظِيمٍ.

    Büyük serginin tanziminde öğretmenime yardım ettim.

    لاَ يُواَفِقُ عَبْدُ اللَّهِ وَ سَمِيرَةُ عَلَى كَلاَمِ الْأَبِ وَ الْأُمِّ.

    Abdullah ve Semira anne ve baba(sı)nın sözüne muvafakat etmiyor.

    مَصْرُوفُ الْجَيْبِ الْكَثِيرِ قَدْ يُفْسِدُ بَعْضَ الْأَوْلاَدِ.

    Çok cep harçlığı bazı çocukları bozabilir[7].

    هَذِهِ مُديِرَةُ الْمَدْرَسَةِ الْجَديِدَةُ ، اِسْمُهاَ فاَطِمَةُ.

    Bu okulun yeni müdürüdür. İsmi Fatıma’dır.

    هَذِهِ مُديِرَةُ الْمَدْرَسَةِ الْجَديِدَة ِ، اِسْمُهاَ عاَئِشَةُ.

    Bu yeni okulun müdürüdür. İsmi Aişe’dir.

     

    نَظاَفَةُ مَصاَدِرِ[8] الْمِياَهِ مِنْ أَهَمِّ أَنْواَعِ النَّظاَفَةِ.

    Su kaynaklarının temizliği en önemli temizlik çeşitlerindendir.

     

    وَجَدَ مُوسَى عَبْداً مِنْ عِباَدِ اللَّهِ الصاَّلِحِينَ.

    Mûsâ Allah’ın sâlih kullarından bir kulu buldu.

    back to top